|
KOSOVA
Kosova, Balkan Yarımadasının güneydoğu kısmında 10.887 Km2 yüzey ölçümüyle yer almaktadır. Deniz yüksekliğiyle ikiye ayrılan bu bölge, 500750 metre deniz yüksekliği ve 6.567 Km2 yüzeyinde olan Kosova ve 350450 metre yükseklikte ve 4.320 Km2 yüzeyinde olan Metohiya adındaki iki büyük tektonik düzlükten oluşmaktadır. Bu iki düzlük aynı zamanda her iki taraftan çok yüksek dağlarla ve yaylalarla çevrilmiş bulunmaktadır. En geniş yeri Priştine arzında
14 km
ve en uzun mesafesi Kaçanik ile Zveçan arasında
84 km
olup, toplam alanı 10.887 Km2 dır.
Kosova kelimesi eski Slav, Bulgar ve Çek dillerinde karatavuk manasına gelen kos'tan-müştak olup karatavukluk demektir. Bu isim XIX. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı Devletinin bir vilayetine de verilmiştir.
Tarihi ve arkeolojik araştırmalar sayesinde Kosova'da daha taş devrinde insanların yaşadıkları belirlenmiştir. Burada en eski ahaliler olarak İlirler, Traçanlar, Dardanlar ve Yunanlıların yaşadığı bilinmektedir. Kosova tüm Balkanlar gibi daha eski çağda çeşitli işgalcilerin fırtınasına uğramıştır. Önce Roma ve Bizans imparatorlukların hedefi olmuştur. VII. yüzyıldan IX. yüzyıla dek geçen süre içerisinde Balkanlar'a Slavlar, ondan önce, Hunlar, daha sonraları Avar, Peçenek, Gagauz ve Kuman Türkleri gelip yerleşmişlerdir. Kosova tarih boyunca Via de Zenta veya İpek Yolu denilen yolun önemli bir kısmını oluşturmaktaydı. Kosova XI. yüzyıla dek Bizans İmparatorluğu'yla bir sınır bölgesini oluştururken, XII. yüzyılın sonlarına doğru Stevan Nemanya Sırp Devletini, Kosova topraklarını ele geçirmekle genişletmiştir ve o zamandan Osmanlı Devletinin gelişine kadar Kosova Orta Çağ Sırp Çarlığı'nın önemli bir bölgesi olarak kalmıştır. Örneğin, Çar Duşan ve Çar Uroş'un döneminde Prizren bir süre Sırp Çarlığının taht yeriymiş.
1389 yılında meydana gelen Kosova Savaşından sonra da Kosova Osmanlı Devletinin himayesi altında bulunan Sırp Despotluğu çerçevesinde kalmıştır. Sırp Despotluğun çöküşünden sonra, 14551459 yılında, Osmanlılar Kosova'yı büsbütün olarak ele geçirmiş, 1912 yılına dek askeri ve idari açıdan burada kendi hükümlerini sürdürmüşlerdir. 1388 yılında Kosovaya ilk önemli hareketi Yaralı Doğan Bey yaptı. Doğan Bey kumandasında bir kaç bin kişilik kuvvet, Kosova tekfurunun yönetimi altındaki toprakları baştanbaşa yağmaladıktan sonra, birçok esir alarak geri dönmüştür. Bir yıl sonra, 1389 yılında, I. Murat yanında oğulları Beyazıt ile Yakup olmak üzere, Anadolu beyliklerinden ve Rumelide müttefiki bulunan Hıristiyan prensliklerinden topladıkları 60 bin kişilik bir kuvvet ile Sırbistan üzerine yürüdü. Öncü kuvvetlerin başında Evrenos Bey ile Paşa Yiğit bulunmaktaydı. Osmanlı ordusu Filibe (Plovdiv) İhtiman, Köstendil, Kriva Palanka ve Üsküpün kuzey doğusundan geçen yoldan, ardından da Kosova ovasının doğu yamaçları boyunca Priştineye yürüdüler. İki taraf Priştinenin kuzey batısında, Priştine-Vıçıtırın yolun üzerinde Sitniça çayına dökülen Lab deresi yöresinde, Sırplar Labın kuzeyinde, Osmanlılar ise güneyinde yer almaktaydı. İki güç arasında çarpışma 27 Ağustos 1389 yılında (Sırp kaynaklarında bu tarih 15 Haziran olarak gösterilmektedir) başladı. Osmanlı ve Sırp tarih kaynaklarında I. Kosova Muharebesi olarak adlandırılan bu savaşı Osmanlılar kazanmıştır
I. Kosova Muharebesinden sonra Osmanlı Devleti, Balkanlara esaslı surette yerleşti ve Sırp Krallığı bağımsızlığını kaybederek XIX. yüzyıla kadar Osmanlı Devletine bağlı olarak kalmıştır. Sultan Yıldırım Beyazıt Rumelide işleri düzene soktuktan sonra Üsküp ve Güney Kosova yöresini, uç beyi olan Paşa Yiğite vererek Anadoluya döndü. Bu bakımdan Güney Kosova yöresinin, ilk olarak Üsküp Sancağına bağlı ve Paşa Yiğit yönetiminde bulunduğu söylenebilir.
Kosovanın Osmanlı tarihinde II. Kosova Muharebesine sahne olmak itibarı ile de ayrıca önemi vardır. Çünkü 1455 yılında Kosovanın ikinci kes fethedilmesi olarak bilinen bu savaştan sonra Kosova tamamıyla Türklerin eline geçmiştir.
1474/75 yıllarında düzenlenen Tahrir Defterlerinde, Rumeli Beyler-beyliğine bağlı Vıçıtırın ve Üsküp vilayetleri dâhilinde kalan Vıçıtırın, II. Beyazıt'tın ilk yıllarına ait 1487 tahrir defterlerinde ilk Osmanlı Sancak Merkezi olmuştur. XVII. yüzyılın başlarında Kosova idare taksimat bakımından iki eyaletin sınırları içinde kalmıştır. 1660 tarihlerinde Kosova sahrasından geçen Evliya Çelebi diğerleri arasında Vıçıtırın kasabasının 2 bin hanelik sancak merkezi olduğunu, halkının Türkçe ve Arnavutça konuştuğunu bildirmektedir.
Kosova sahrası, Osmanlı egemenliğine geçmişinden yaklaşık 2,5 yüzyıl sonra, kısa bir süre için Avusturyanın istilasına uğramıştır.1683 yılında II. Viyana başarısızlığı üzerine Macaristan'ı işgal eden Avusturya ordusu 16881689 yıllarında Balkanlar'a da girerek Kosova'yı baştanbaşa eline geçirmiştir. O zamanda Kosovaya yerleştirilen Yeğen Osman Paşa, önce Avusturyalılara ardından da Recep Paşaya yenildi. Bu olaydan kısa bir süre sonra Pikolomini kumandasındaki Avusturya ordusu Kosovaya gelerek, Sırpların yardımı ile Kosova ve çevresini aldı. Ancak Mora cenubi seraskeri Koca Halil Paşa ile Selim Giray Han, Kosova sahrasında asillerle Avusturyalıları yenilgiye uğrattılar ve 1690 yılında düşman kuvvetleri kaçmak zorunda kalmışlar. 1783 yılında İşkodra Mutasarrıflığına gönderilen Kara Mahmut Paşa, Arnavutluk'ta zamanla bağımsız harekete başlamış. Bu arada Kosova'nın bir bölüm yerlerini de yönetimi altına almış. I. Abdülhamit 1786 yılında üzerine kuvvet göndermiş. Ancak Osmanlı kuvvetleri Kosova'da Kara Mahmut kuvvetlerine yenilmiş. III. Selim bu asi ile anlaşarak meseleyi kapatmış. Daha sonraları Kosova birçok asinin eline geçmiştir.
Kosova ovası bu vakadan 40 sene sonra, yine aynı aileden İşkodra valisi Mustafa Paşa ile hükümet kuvvetlerinin karşılaştığı yer olmuştur. 1828/29 tarihlerinde Osmanlı Hükümeti ile Mustafa Paşa arasında çıkan ihtilaf yüzünden, Mustafa Paşa topladığı 20 bin civarında asker ile Ohri yoluna ardından da Kosova sahrasına gelmiş. Dukacin sancağına tayin olunan Abdürrezzak Paşa ve yanında kilerini Priştine civarında yakalayıp, püskürttükten sonra, sadrazam tarafından gönderilen kuvvetleri de burada bozguna uğratmıştır. Fakat Kosova paşaları Mustafa Paşaya söz verdikleri halde kendine yardım etmediklerinden, Kaçanik ve Üsküp tarafına çekilmek mecburiyetinde kalmış, nihayet Reşit Mehmet Paşa komutasında Veles kasabası yanında Babuşhan denilen yerde hükümet ordusuna mağlup olmuştur. Bu çatışmada Mustafa Paşa 2000 ölü ve 14 esir bırakarak, küçük bir gurupla önce Prizrene sonrada İşkodraya (Arnavutluk) kaçmıştır.
Sadrazam Reşad Mehmet Paşanın kuvvetleri, Mustafa Paşadan sonra, Bosna sergerdesi Hüseyin Gradaşeviçin kuvvetleri tarafından yine Kosovada 16 Temmuz 1831 yılında, ilkin Kaçanikte daha sonra da Liplanda bozguna uğratılmıştır. II. Mahmut ve Abdülaziz devirleri arasında yapılan idari yenilikler sırasında önceleri Prizren Vilayeti-Rumeli, sonraları Manastır ve daha sonra Sofya vilayetlerine bağlanan Kosova Sancağı, 93 Harbi sonucu Ayastefanosta imzalanan barış antlaşması gereğince, Sofya vilayetinin, kurulmakta olan Bulgaristan Prensliğine terk edilerek, Osmanlıların elinden çıkmıştır. Ancak Berlin Antlaşması gereğince, Makedonyanın kuzey bölümünü oluşturan eski Dardanca bölgesine denk düşen ve Osmanlı idaresine bırakılan bu topraklar üzerinde yeniden bir vilayetin oluşması zorunlu oldu. Merkezi Priştine olmak üzere kurulan bu vilayete "Kosova Vilayeti" adı verilmiştir ve Prizren, Priştine, Üsküp, Yeni Pazar ve Debre sancaklarından oluşmaktaydı. Kosova Vilayeti merkezi, 1888 yılında Üskübe nakledilmiş ve hudutları da genişletilmiştir. Bu vilayet aldığı son idari taksimata göre Üsküp, Priştine, Seniça, İpek, Taşlıca ve Prizrenden ibaret olmak üzere 6 sancak, 28 kaza, 16 bucak ve 320 köyden kurulmuştur.
Berlin Antlaşmasıyla Gusinye ve Plav gibi yerleşim yerlerin Karadağa verilmesi Arnavut halkında büyük tepki yaratmıştır ve mahalli direnişlere yol açmıştır. Kendi topraklarında başkalarının hüküm sürmesini istemeyen Arnavutlar, ittihat kongresi namı altında ilk toplantılarını 10 Haziran 1878 tarihinde Prizrende, Gazi Mehmet Paşa Camii Medresesi binasında yaptılar. Toplantıda siyasi ve askeri özelliğini taşıyan Prizren Birliği kurulmuştur. Birliğin kurulmasında ve organizasyonunda Abdül Fraşrinin büyük katkısı olmuştur.
Birliğin başta amacı tüm Arnavutları birleştirerek Kosovada özerkliğinin kazanılmasıdır. Daha sonra Arnavutlar silahlanmaya başlandılar ve bu birliğin kapsamını diğer şehirlerde de genişletmek istediklerinden dolayı, Priştine mevki kumandanı Ahmet Paşa derhal askeri müdahalede bulundu ve bu iş için Priştineye geldikleri takdirde, şehri bombardıman edeceğini bildirdi. Her ne kadar bu tehdit Priştineyi bir zaman Arnavutların taarruzundan masun kıldı ise de, yerli halk arasında hükümete karşı düşmanlık hisleri uyandı. Nihayet bu birliğin bir an evvel gerçekleşmesi için çalışan reislerden Süleyman Vokşi mahiyetindeki Arnavut gönüllüleri ile 1881 yılının başlangıcında, Üsküpü, Priştineyi, Mitroviçayı zapt etmek suretiyle Kosova sahrasını baştanbaşa işgal etti. Bunun üzerine Osmanlı Devletinin Arnavutlukun ıslahına yolladığı Derviş Paşa 20 bin kişilik bir kuvvet ile 25 Mart 1881 de Üsküpe geldi. Biraz sonra da bu iki taraf kuvvetleri Firzovik yakınlığında 29. Nisan 1881 tarihinde çarpıştılar ve bu çarpışma sonunda Arnavut ittihat taraftarları dağıldılar.
Daha sonra Arnavutlar yine 1883 yıllarında, Kosova sahrasına kadar olan bütün köyleri hükümleri altına almıştır. Bundan sonra II. Meşrutiyetin ilanına kadar bu havalide epey, mühim çarpışmalar meydana gelmiştir. II. Meşrutiyetin ilan edilmesiyle ve kanunun esasi geçerliğe girdikten sonra, meşrutiyete ilk muhalefet hareketi yine Kosovadan çıkmıştır. İsa Boletini, Mitroviça civarında bir kuleye kapanarak, nişancı taburları ile mücadeleye girişmiş ve daha sonra vergi meseleleri yüzünden ayaklanan Arnavutların tenkili için, Kosovaya asker sevk olunup silah toplattırılmıştır. Bu arada Kosova'da sürekli çatışma hareketleri baş göstermeye başlamıştır. 1912 yılında V. Mehmet bizzat Kosova'ya kadar gelerek I. Murat Türbesi'nde cuma namazını kılmış. Kosova halkının sorunlarıyla ilgilenerek, onların isyancılarla işbirliği yapmaması için gerekli nasihatlerde bulunmuş, ancak halkı dinletememiş. Ondan sonra hasta olarak İstanbul'dan gönderilen ve olayları bastırmakta görevli bulunan Sait Paşa da çatışmacılarla işbirliği yapmış. Sonuçta Balkan Savaşının da çıkması üzerine, Sırplar 1912 yılında tüm Kosova'yı ele geçirmiş.
Osmanlı Ordusu güneye çekilmiş. 30 Mayıs 1913 yılında Londra Antlaşmasıyla Kosova Vilayeti Sırbistan'a bırakılmıştır. Osmanlı Devletinin son yıllarında Kosova Vilayeti'nin genişliği 28.000 km2, nüfusu ise 800.000 ile 1.000.000 arasında değişmekteymiş. Osmanlılar Kosova Vilayetini bırakırken, vilayet sınırları içinde 35 medrese, 388 ilkokul ve 23 ortaokul bırakmıştır.
Osmanlıların XIV. yüzyılda bu topraklara gelmeleriyle, bu topraklarda Osmanlı kültürünün etkisi de görülmeye ve hissedilmeye başlamıştır. Bu gelişme ve etki XX. yüzyıla kadar uzamıştır. Söz konusu idarenin uygulanmasıyla tüm Kosova kent ve yerleşim yerlerinin değişmelere ve yeni kalkınmasına tabi tutulmuştur. O dönemlerde, bura topraklarda o zamana kadar hiç görülmemiş Fars ve Arap sanatsal değerlerini içeren Osmanlı mimarisinden güzel örnekler görülmeye başlanmıştır. Söz gelişi eserler Osmanlıların yaşadığı tüm kentlerde inşa edilmiştir. Örneğin: camiler, tekkeler, hanlar, türbeler, köprüler, zaviyeler, medreseler, mektepler, kütüphaneler, kaleler, kuleler, çeşmeler, şadırvanlar, sebiller, kervan saraylar vb.. Türk zevkinin ürünü olan tüm bu eserlerde tatbik edilerek, Türkün sanat dehası sergilenmiştir, bu eserler sayesinde, dünya görüşümüz, ahlakımız, yaşam tarzımız, zevkimiz, estetik anlayışımız bu eserlerden çevreye yayılmış geniş bir alana Türkün damgası vurulmuştur.
Osmanlıların bu topraklardan gitmelerinden kısa bir zaman sonra Kosova Türkleri Türkiyeye göç etme durumuyla karşı karşıya gelmiştir. Bu göçü kışkırttıran olayların başında politik ve ekonomik nedenleri gelirken, Türk dilinde sürdürülen eğitimin, yani okulların kapatılmasıyla da göçün alevlendiği bilinmektedir. Kosovadan Türklerin Türkiyeye ilk göçleri 1912 yılında başlamıştır ve bazı dönemlerde daha sakin olurken, kimi dönemlerde büyük hız kazanmıştır ve günümüze kadar hiç durmamıştır.
19191941 yılları arasında meydana gelen olaylardan, bilhassa 1919 yılında devlet tarafından öngörülen toprak reformunun başarısızlığı ve 1921 yılında getirilen yeni anayasayla, Kosovadaki durum daha da kötüleşmiştir. Bu dönemde Müslüman halkında mevcut olan memnuniyetsizlik daha büyük bir boyut kazanırken, bu ve ileriki yıllarda Kosovadan yine önemli Türk ailelerinin göç etmesine sebep olmuştur. Politik nedenleri yüzünden Kosova Türklerinin Türkiyeye en yoğun göçü 1953 ve 1961 yıllarında gerçekleşmiştir. Bir dönem için sakinleşen göç 1971 ve 1986 yıllarında hız kazanmaya başlamıştır.
Kosovanın tarihinde 543 senelik önemli bir zaman dilimini oluşturan Osmanlı Devleti hâkimiyeti yanı sıra ikinci önemli bir tarihi olayı olarak da 1999 yılının Mart aylarında Kosovada meydana gelen savaşı anmak gerekir. 1999 yılında Kosovada meydana gelen bu savaşla ilgili savaş sonrası yapılan incelemelerde, bu yörelerde bugüne kadar görülmemiş bir şiddetin ve felaketin yaşandığı bildirilmektedir. Yani, bu savaşta binlerce insan kaybı dışında, ölçülmez değerde menkul ve gayrı menkul kaybı yanı sıra çok sayıda dini eserinin de tahribat gördüğü kanıtlanmıştır. Müttefiklerin hava saldırısı sonucu, aynı yılın Temmuz ayında Kosovayı hürriyetine kavuşturmuştur.
Savaş sonrası Kosova halkı için üçüncü önemli olay da yine bu topraklarda güvenliği sağlamak için 90 yıl sonra müttefiklerin bünyesinde yer alan Türkiyenin şanlı ordusu-Mehmetçiklerin gelmesi ve diğer müttefiklerle Kosova halkına sahip çıkmasıdır.
Kosovada günümüze kadar gerçekleşen altı nüfus sayımlarının sonuçları şöyledir: 1948 yılında 733.034, 1953 yılında 815.908[1], 1961 yılında 963.988[2], 1971 yılında 1.243.693[3], 1981 yılında 1.584.558[4] ve 1991 yılında 1.954.747[5] kişi yaşamaktaydı. Verilen son tahminlere göre bugün Kosova nüfusunun 2.400.000 ulaştığına inanılmaktadır. Kosova'da bugüne kadar gerçekleşen nüfus sayımlarına baktığımızda, Arnavutların günden güne çoğaldığını, bazı halkların ise azaldığını görmekteyiz ki bu azaltma içinde Türklerin de yer aldığını söylemek gerekir.
Bugüne kadar Kosova'da yapılan nüfus sayımlarında 1953 yılında 34.583, 1961 yılında 25.764, 1971 yılında 12.444, 1981 yılında 12.578 ve 1991 yılında 10.838 kişinin Türk olarak kayıt yaptığı bildirilmektedir. Biz, bugüne kadar yapılan nüfus sayımlarında Türklerle ilgili verilen rakamların, gerçek olmadığına ve bugün Kosova'da çok daha fazla, Türkün yaşadığına inanmaktayız. Kosova Türkleri genelde Prizren, Priştine, Gilan, Mitroviça, Vıçıtırın, Mamuşa ve Doburçan'da yaşamaktadırlar.
Kosova Türklerinin II Dünya Savaşına katılmaları karşısında bile savaş sonrası, devlet tarafından 19451951 yıllarına kadar, bazı etkenler yüzünden Türkler yoktur diye, Türklerin resmi var oluşu gizlenmiştir. Nitekim gerçekler gün yüzüne çıktıktan sonra 1951 yılında o zamanki devlet tarafından Yugoslavyada dolayısıyla, Kosovada da Türklerin var oluşunun resmiyeti kabul edilmiştir. II. Dünya Savaşından sonra Kosova Türkleri için bir dönüm noktasını oluşturan 1951 yılında Kosovada Türk dilinde ilk ve ortaokulları, Kültür Güzel Sanatlar Dernekleri, Türkçe Radyo ve Priştine Radyosunda Türk Sanat Orkestrası ve başka Türk kuruluşları açılmıştır. Bu okullardan mezun olan öğrencilerimizin büyük bir sayısı daha sonra Priştine Üniversitesinde eğitimini devam ettirmiştir. Üniversite tahsili gören Kosova Türklerinin en iyi dönemi olarak 19691985 yılları gösterilmektedir. Ondan sonra da Üniversite tahsili gören öğrencilerimiz de oldu fakat o gereksinmelerimize göre çok daha azdı. Kaldı ki 19902002 yılları arasında Kosova Türklerinin Kosova Üniversitesinde tahsil görme durumunda bir duraklanma hissedilmiştir. Çünkü o yıldan başlayarak TDB aracılığıyla ana ülkemiz Türkiye tarafından kontenjan yoluyla öğrencilerimizin büyük bir bölümü Türkiyenin çeşitli üniversitelerinde eğitimini devam ettirmektedirler. Nitekim 19902004 yılına kadar, Türkiyede eğitim gören 600 kadar öğrencimizden ancak bugüne kadar çok az sayıda öğrencimiz yüksek veya fakülte mezunu olmuştur. Bunlardan çoğu da Türkiyede kalıp geriye dönmemiştir.
Bugün Kosovada, ilkokul, lise, Priştine Filoloji Fakültesi Türkoloji bölümünde ve 2003/04 eğitim yılında Prizrende açılan Eğitim Fakültesinde Türkçe eğitim yapılmaktadır. Bugün Kosovada Türk öğrenci sayısının 3500ü aştığı bilinmektedir. Bu orantının ise bugün Kosovada yaşayan diğer halkların eğitim orantısına kıyasen çok büyük olduğu anlaşılmaktadır. 1990 yılında Yugoslavyada çok partili sistemin başlaması, örgütlenme yönünde diğer toplulukları olduğu gibi, Kosova Türk topluluğunu da etkilemiştir. Öyle ki 1990 yılında Prizrende merkezi olmak üzere, Kosovada uzun bir zaman sonra ilk olarak Türk özelliğini taşıyan Türk Demokratik Partisi kurulmuştur. Kosova Türklerinin tek resmi partisi olan TDBnin kısa zamanda diğer kentlerde de kurulan şubeleri arasında, çıkan ayrımlar Kosova Türkleri arasında da büyük bir parçalanmaya sebep olmuştur. Bu dönemde partinin yönetimiyle, Prizrendeki merkezi yönetim kurulunu oluşturan Prizren, Mamuşa Gilan, Doburçan ve Vıçıtırın temsilcileri üstlenmiştir. Ancak 1999 Kosova savaşı sonrası birleşme ve barış etkinlikleri ağır basınca yeni bir yapılanmaya gidilmiştir. Bu yapılanmada gerçekleşen seçimlerden kısa bir zaman sonra bu parti, TDB adını değiştirerek, yine Prizrende merkezi olmak üzere, Kosova Demokratik Türk Partisi adıyla etkinliklerine devam etmiştir. Kasım 2001 ve 2003 yılında yapılan Kosova Meclis seçimlerinde gösterilen başarıdan sonra 3 milletvekiliyle Kosova Meclisinde kendi yerini almıştır.
Kosova bugün içinde bulunduğu resmi 10.838 veya gayri resmi 30.000 Türk nüfusu ile çok yönlü bir etkinlik içinde bulunmaktadır. 20 kadar kültür-sanat ve diğer alanlardaki kurulan derneklerde 2.000 civarında etkin üye ve sanatçı, 60 kadar kitabı yayınlanmış yerli Türk yazarı, şairi, araştırmacısı vardır. 250 kadar ilkokul ve ortaokul öğretmeni, edebiyat ve araştırma türünde yayınlanan 200 kadar kitap, çeşit türde dergi, gazete, Türkçe radyo ve Türkçe TV yayınları gibi etkinlikleri vardır.
Osmanlıların bu topraklarda 543 yıl kadar sürdürmüş oldukları medeniyetin devamını oluşturan ve her şeyi ile bu topraklarda Türklüğü yaşatan Kosova Terklerinin kimi etkenlerden dolayı yıldan yıla sayısının azalması karşısında bile, bugün bu etkinlikler sayesinde Türk özelliğini kaybetmemiş, aksine kendi benliğini korumakta örnek bir millet olmuştur. Aynıca, bu etkinlikler sayesinde bugün de buralarda eskiden kalan yenisi de dâhil Türklerin sanat dehası sergilenmeye devam edilmektedir. Eskiden olduğu gibi, şimdi de bu varlıklarımızla topluma karşı görüşümüz, ahlakımız, yaşam tarzımız, zevkimiz ve anlayışımızın yanı sıra, atalarımızdan kalan örf, adet, gelenek, görenek ve tek sözle kültürümüz ve benliğimiz geniş çevreye yayılarak, yaşadığımız bu topraklarda yüzyıllar öncesi vurulan Türk damgası hala korunmaktadır.
|